Alıntı

Din Kavramı [1]: Giriş

İnsanlık tarihinin daimi sorularından birisi olan “din nedir?” sorusu hep sorulmuş ve sayısız cevaplar verilmiştir. Birçok kişi kendi bakış açısı ve ulaştığı bilgiler neticesinde bu soruya cevap niteliğinde dini tanımlamaya çalışmıştır. Dinin tanımı bir yana dinin mahiyeti ve sınırlarını tespit etmede de zorluklarla karşılaşılmıştır. Üzerinde en çok itilaf edilen konulardan birisi olan din kavramını tanımlamada aşırı öznelliğin hakim olduğunu herkesin kabul edebileceği bir tanımın olmadığını söylemek mümkündür. İnsanlar hislerini ve inançlarını ne kadar düzenlerseler düzenlesinler, kendi dini ve fikrî anlayışlarına göre bir kavramsal tanımlamada bulunuyor ve doğrusunun da kendi tanımladıkları olduğunu ileri sürüyorlar. Din, bireysel ve toplumsal açıdan geniş bir çerçevede güçlü işleve sahip bir kurumdur. İnsanların iç ve dış dünyasını etkileyen, insan ile beraber yaşayan ve hayatı anlamlandıran misyona sahiptir. Bu yüzdendir ki, her devirde filozoflar dini inceleme altına almışlardır. Kimi filozoflar dinin insanların korkularının sonucu olarak ortaya çıktığını; kimisi toplumu uyuşturan afyon olduğunu, kimi de ilahî kaynaklı bir inanç olduğunu ileri sürmüştür. Zaman zaman varlığı inkar dahi edilse de tarih boyunca her dönemde varlığının mevcut olmasından dolayı, yok sayılması mümkün olmamıştır. Dine karşı olumsuz bir tavır takınan filozofların, din sonradan ve dış etkenlerle ortaya çıktığına göre, onun ortadan kalkması da mümkündür; düşüncesiyle dini tanımlıyor olmaları farklılık arz etmektedir. Bu sebepten bu düşüncedeki filozoflar dinin kaynağının ilahi olduğunu da kabullenmek istememekte ve kaynağının dünyada olduğunu düşünerek yorumlamaya yönelirler. Onların kuramları elde ettikleri tarihi veriler veya incelediği topluluk ve kabilelere göre oluşmuştur, bu da genel-geçer sayılmıştır. Yapılan şey bölgesel ve sınırlı olanı evrenselleştirme çabasından ibarettir. Bu kuramların ise tamamen boş olduğunu söylemek elbette mümkün değildir, ancak tamamıyla doğruluğunu kabul etmekte mümkün gözükmemektedir. Bu araştırmanın amacı ise ‘dini kavramsal’ olarak incelemektir; mamafih dinin kaynağı ve meşruiyeti, dinin amacı, din-inanç, din-ideoloji ilişkisini incelemek ve değerlendirmektir. Batı ve İslam literatüründe din ve inanç tanımlarına değinecek ve bilhassa Kur’an-ı Kerim’in dini kavramsal olarak nasıl tanımladığını incelemeye çalışacağız. Kur’an kaynaklı kavramsal din hakkında kullanacağımız iki kaynağımız mevcut: İsmail Çalışkan’ın “Kur’an’da Din Kavramı” kitabı ile Fatih Orum’un “Kur’an’ın Öğrettiği Kavramlar: Din” kitapçığıdır. Bu konuda müstakil olarak çalışılmış başka kaynak bulunmamaktadır, binaenaleyh mevzubahis konuda atıflarımız bu iki kaynağa olacaktır.

Din kelimesinin etimolojisi konusunda farklı görüşler mevcuttur; genelde Arapçada özelde Kur’an’da yabancı (‘acemi) dillerden kelime olup olmadığı tartışılmaktadır. Yabancı kelimelerin varlığı kabul edilmektedir, hatta Kur’an öncesi dönemde de kabul edilmektedir. Bu bağlamda ‘din’ kelimesinin Arapça olmayıp İbranice, Farsça, Yunanca, Süryanice, hatta Ermeniceye dayandığı iddiaları mevcuttur.[1] Bu konu üzerine çalışan W. C. Smith’e göre, dinin Orta Doğu ekseninde ortak kelimesi ‘dên’ veya dîn’dir. O dil ve kültürlerin tarihsel süreçte uğradığı değişimi göz önünde bulundurarak: Avesta’da yer alan ‘dâêna’ kelimesi tarihi süreçte değişim geçirerek ‘dên’ halini almıştır. Modern Farsçada ise ‘dîn’ formunu almıştır. Daha soran aynı coğrafyada bulunan diğer toplumlara da yayıldığını söylemektedir. Ebu Hilal el-Askerî ise, dîn kelimesini Kur’an’ı delil göstererek Farsça olduğunu iddia eden Farslılara karşı: bu kelimenin Arapça asıllı olduğunu ancak Avesta’da bulunması sebebiyle iki dilde ortak bir kullanıma sahip olduğunu söylemenin uygun olacağını belirtmektedir.[2] Din Arapça kökenli bir kelime olarak: “borç ilişkisine girme (tedâyün), boyun eğme (inkiyâd), itaat (tâ’at), karşılığını vermek (ceza) ve âdet edinme” anlamına gelen “d-y-n” kökünden mastardır. Bu kökün bir diğer mastarı da borç anlamına gelen “deyn”dir.[3] Farklı bir kaynakta: örf, âdet, itaat, tutulan ve gidilen yol, ceza ve mükâfat, millet vb.[4] anlamlara gelmektedir. Batı dillerinde “religion” kelimesiyle ifade edilip, “religere” ve “religare” köklerinden gelmesi nedeniyle, tanrıya korku ve saygı ile bağlılık, kendini ibarete verme, tören ve ayinlere katılma[5] anlamlarını taşımaktadır. Türkçedeki kullanılış şekli ise, “inanç sistemi veya bir inancın kaideler bütünü” gibidir.

Din kavramının etimolojik ve dini terminoloji olarak anlamlarını belirttikten sonra Batı literatüründeki, sosyal ve psikolojik işlevlerini de göz önünde bulundurarak din kavramı kullanımlarını irdeleyeceğiz. İnsan ve toplum açısından dinin önemi ve ne ifade ettiğine Batı literatüründen kısa bir giriş ile: Doğaüstüdür ve duygular ile algılanan dünyanın ötesindedir. Bütün dinler kutsalı temsil eden dini sembollere sahiptir; sözcükler, resimler, yemekler, kurbanlar, mekanlar ve sair. Birçok din özellikle tek tanrılı olanlar evren ve yaradılış teorisi sunmaktadır; bu sayede insanın yaradılışına olan merakı giderilir ve sonrasında, gelecekte ne olacağına dair bilgiler verir. Dinlerin, kültürler ile harmanlanmış gelenekleri, efsaneleri, azizleri, ilahileri, ibadetleri ve sürekli tekrarlanan ritüelleri vardır. Dinler için ritüeller önemli bir yer teşkil etmektedir; çünkü, dinsel ritüeller toplumu bir arada tutmak için gereken dayanışmayı sağlar. Din insanların hayatlarına anlam kazandırır, cevabını bilmediği soruların cevaplarını verir. Varoluş sebeplerini izah eder, gönül huzuru sağlar. Adil olmayan bir dünyada belirsizlikler, tehlikeler, mutsuzluklar ile dolu olan bir hayatta insanın güvenlik ihtiyacını karşılar, ona manevi bir dayanak sağlar. En önemlilerinden birisi ise ölüm korkusu içerisinde olan insanların, onun korkusunu azaltacak, ruhun yeniden bedenleşmesi veya ölümden sonra da hayatın olduğunu söyleyerek onun korkusunu gidermesidir.[6] Marksistlerin, görüşlerinin temelini de ölüm korkusu yani başka bir hayatın olması oluşturmaktadır. Dinin toplum tarafından kabullenilmesinin başlıca sebebinin bu olduğunu ileri sürmektedirler. Marksistlere göre başka bir hayat yoktur, cennet ise var olan dünyada ancak gerçek olabilir.


[1] “Din”, İA., İstanbul 1993, III,90.
[2] İsmail Çalışkan, Kur’an’da Din Kavramı, Ankara 2016, s.51.
[3] Fatih Orum, Kur’an’ın Öğrettiği Kavramlar:Din, İstanbul 2016, s.17; İbn Fâris, Mekâyîs fi’l-lüğa, “d-y-n” md.
[4] Ragıp el-İsfahani, Müfredât, İstanbul 1986, s.253; İbni Manzur, Lisanu’l Arab, Beyrut trs, s. 166-171.
[5] Abdülhak Adnan Adıvar, Tarih Boyunca İlim ve Din, İstanbul 1987, s.13-14; Veysel Uysal, Din Psikolojisi Açısından Dini Tutum, Davranış ve Şahsiyet Özellikleri, İstanbul 1996, s.17.
[6] Veysel Bozkurt, Değişen Dünyada Sosyoloji, Bursa 2015, s.241-242.

Din Kavramı [2]: Batı Literatüründe Din

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir