Kierkegaard ve Eğitim

Kierkegaard’ın 1800’lerde eğitim hakkında yazdıkları bize gösteriyor ki o günden günümüze pekte bir değişiklik olmamış. Bir insanın eğitiminde önemli olan ona öğrenme, keşfetme tutkusu verilmesidir. Bir çocuğa ilk okulda kitap okuma tutkusu verildiğinde aslında artın ona hiçbir şey öğretilmesine gerek bile yoktur. Çünkü bütün öğrenmek istediği şeyleri kendi kendisine öğrenecektir. Maalesef ülkemizdeki eğitim sistemi bir tutkuyu aşılamak yerine her şeyden soğutmakta ve bezdirmektedir. Kierkegaard’ın değindiği gibi sonuca bakılmaktadır. Onlar için önemli olan tek şey sonuçtur. Gerçekte ise hiçte öyle değildir. Bütün bir insan yaşamını sonuçlara indirgemek ve bunda ısrarcı olmak nasıl bir garabettir… Okumaya devam et

Kenar

Etik ve Ahlâk Felsefesi

İnsanların, insan ve doğa ile olan ya da Tanrı ile olan ilişkilerde farkında olsalar ya da olmasalar da benimsedikleri bir değer sistematiği vardır. Bu bilinçli ya da bilinçsiz olarak tercih edilen değerler sistemine ahlâk veya etik denilmektedir. Bu felsefî incelemenin amacı herhangi bir yargı oluşturmak ya da olması gerekene yönlendirmek değildir, olanı kavram odaklı tartışarak sınırlarını çizmeye, birer bütün olarak ortaya çıkartmaya çalışmaktır; felsefenin, en büyük işlevlerinden birisinin var olan kavramların sınırlarını çizmek ya da çizmeye çalışmak olduğunu düşünüyorum. Bu sebepten dolayı yapmaya çalışacağım şey de tam olarak budur. Etik ve ahlâk’ın ne olduğu ve ne olmadığını incelemeye çalışacağım. Bu kavramlar arasındaki çizgiler çok belirgin değildir, zaman zaman birbirine karıştırılması ya da bir anlam karmaşası ile karşılaşmak mümkündür, bu yüzden olabildiğince anlaşılabilir olmaya çalışacağım. Bu kavramlar neden önemli diye düşünüyor olabilirsin: önemi senin ve bütün insanların hayatlarını yönlendiren sistemleri oluşturuyor olmalarından kaynaklıdır ki, birçok filozof bu sistemleri kurumların oluşturulmasına da bağlamaktadır. Çoğunluk bu yönlendirmeyi bilinçsiz olarak yaşadığı için bu kavramların ne derece önemli olduğunun farkında da değillerdir, şuan sen de bunun farkında olmayabilirsin. Gündelik alışkanlıklar arasında tam mânâsıyla olmamakla birlikte kullanımından ibaret kalıyor olabilir. Asıl burada önemli olan yönü, bu kavramların oluşum şekilleri ve bunu bilinçli ya da bilinçsiz olarak uygulayan insanların sistemi değiştirebileceklerinin ellerinde olmasındadır. Bu kavramlar ve metot bilindiğinde hayatınıza yön veren sistemi, ereğe daha bilinçli yönlendirmek mümkün olacaktır. Birçok insanda olduğu gibi senin belki de bir ereğin bile olmayabilir, ama beni doğru şekilde anladığında kendine bir erek bulma ihtiyacı hissedeceksin. Bu yüzden birçok ahlâkçı diyebileceğimiz filozof ahlâk sistemleri oluşturmuş ya da oluşturmaya çalışmışlardır. Bu işi sadece filozoflar yapmamaktadır, kültürler bunu içerisinde barındırır târihsel süreçte adetlerin bütünü olarak kültürün içerisinde ortaya çıkmaktadır veya dinler bu sistemi kendi içerisinde barındırır. Bütün bunların temel amacı insanı bir ereğe yönlendirmektir. Bu incelemenin ilk yazısı olarak sadece etik ve ahlâkı tanımlamaya çalışmak ile yetineceğim. Sonraki yazılarımda ise, estetik, estetik ile ahlâk arasındaki bağlantı ayrıca târihsel süreçte filozoflar üzerinden bu konuyu ele alacağım, bazı dönemlerde köklü kırılmalar, değişiklikler söz konusudur bu dönemleri daha ayrıntılı işleyeceğim. Misâl Aristoteles, etik konusunda öncesine göre bir kırılmadır, Kant’ta ise Aristo sistemi erek değiştirir, Nietzsche’de daha farklı bir hâl almaktadır, Ayn Rand’ın Objektivizm felsefesi ise çok farklı bir bakış açısı getirmektedir. Bütünüyle bu çalışma felsefenin incelediği temel konularından birisi olan etik’i târihsel süreçteki durumunu ve bu değişikliğe sebep olan filozofların felsefi anlayışlarını kapsamaktadır. Genelleme yapacak olursak Nietzsche’nin nihilist tutumu haricinde diğerlerini ikiye ayırmak mümkündür birisi aklı merkeze koyan ve insanın önceliğinin kendisi olduğunu savunan, buna bencillik diyebiliriz ki, objektivistler öyle tanımlıyor, diğeri ise daha çok vicdanı baz alan karşı tarafın “kendini kurban etme” diye nitelendirdiği altruist tutumdur. Tabi bunlar iki zıt uçlardır ve arada bulunan gri tonlardan oluşan birçok yapının varlığı da söz konusudur. Şimdi bu uzun felsefî serüvene etik ve ahlâkı tanımlamak ile başlayalım. Okumaya devam et

Alıntı

Din Kavramı [6]: Max Weber’e Göre Din

Weber’e göre dinin ilk amacı insanın varoluşuna anlam vermesidir. Dinin toplumu bir arada tutmasının yanında toplumun değişimi için bir fonksiyon olduğunu düşünür. Bir toplumun dizaynının, o toplum üyelerinin nihai gerçeğin ne olduğunu düşünüp düşünmediklerine bağlamaktadır. Bu bağlamda dinin getirdiği dünya görüşünün etkisinin toplumu etkilediğini ve onu dizayn ettiğini söylemektedir. Weber bu düşüncesiyle kapitalizmin gelişimini Protestanlığa bağlamaktadır. O’na göre dini olaylar ile ekonomik olaylar arasında bağlantı mevcuttur. Bunlardan birisi birini tek taraflı olarak etkilememektedir, ikisi de birbirini etkileyebilmektedir. Bu konuda Weber, “hiçbir ekonomik ahlak sistemi yalnızca din tarafından belirlenmemiştir” demektedir. Weber, çalışmalarında dinin ekonomik olaylar üzerindeki etkisini anlamaya çalışmış; dinin ekonomik ahlakını teolojik dogmalar olarak değil, dinin kendi üyelerinden istediği, onlara zorla kabul ettirdiği pratik davranış biçimlerinin bütünü olarak görmüştür.[1] Okumaya devam et