Ahlâk Felsefesi ve Søren Kierkegaard
Kategoriler
Felsefe, Felsefe Tarihi, Aksiyoloji, İnsan FelsefesiEtiketler
Metafizik, Epistemoloji, Değer Felsefesi, Ahlak FelsefesiÖzet
Bu makale, Søren Kierkegaard’ın ahlâk felsefesini estetik ve ahlâksal yaşam ayrımı üzerinden inceleyerek, ahlâkın bireyin kendini seçmesi, sorumluluk üstlenmesi ve evrensel olana yönelmesiyle mümkün hâle geldiğini savunmaktadır.
Genişletilmiş Özet
Bu makale, Søren Kierkegaard’ın ahlâk felsefesini varoluşsal bir çerçevede ele alarak, ahlâksal yaşamın birey açısından ne anlama geldiğini tartışmaktadır. Kierkegaard’a göre ahlâk, yalnızca kurallar bütünü ya da toplumsal normlar dizgesi değildir. Ahlâk, bireyin kendi varlığını ciddiye alması, tercih edebilme cesareti göstermesi ve bu tercihin sorumluluğunu üstlenmesiyle ortaya çıkan bir yaşam biçimidir.
Kierkegaard insan varoluşunu üç temel aşamada ele alır: estetik, ahlâksal ve dinsel. Estetik aşama, bireyin hazza, keyfiyete ve anlık doyuma yöneldiği yaşam biçimidir. Bu aşamada birey, bağlayıcı tercihlerden kaçınır ve hayatı olasılıklar alanı olarak yaşar. Estetik yaşam ilk bakışta özgürlük gibi görünse de, Kierkegaard’a göre bu özgürlük yüzeyseldir ve bireyi giderek umutsuzluğa sürükler.
Ahlâksal aşama ise bireyin kendisiyle yüzleştiği ve yaşamının sorumluluğunu üstlendiği evredir. Bu aşamada önemli olan, hangi tercihin yapıldığı değil; tercihin bizzat yapılmasıdır. Kierkegaard’a göre kişi, ancak kendisini mutlak olarak seçtiğinde ahlâksal bir varoluşa adım atabilir. Kendini seçmek, bireyin hayatını rastlantılara ya da başkalarının beklentilerine bırakmaması anlamına gelir.
Ahlâksal yaşam, estetik yaşamdan farklı olarak süreklilik ve tutarlılık gerektirir. Estetik birey anın içinde yaşarken, ahlâksal birey yaşamını bir bütün olarak ele alır. Bu nedenle ahlâksal yaşam, çoğu zaman sıkıcı, sert ve cazibesiz olarak algılanır. Ancak Kierkegaard’a göre gerçek kişilik ve kalıcı kimlik, yalnızca bu aşamada inşa edilebilir.
Kierkegaard, ahlâksal yaşamın evrensel bir boyuta sahip olduğunu savunur. Ahlâksal olan, yalnızca bireyin kendi çıkarlarını değil; herkes için geçerli olabilecek olanı gözetir. Bu yaklaşım, Kant’ın Kategorik İmperatif’i ile önemli benzerlikler taşır. Birey, eylemlerinde yalnızca kendisini değil, o eylemden etkilenecek herkesi düşünmek zorundadır.
Bununla birlikte Kierkegaard, ahlâkın bireyi yok eden bir evrensellik dayatmasına dönüşmesine de mesafelidir. Ahlâksal yaşam, bireyin kendisini evrensel olan içinde eritmesi değil; kendi tekilliğini evrensel olanla ilişkilendirmesi anlamına gelir. Birey, evrensel ahlâk ilkelerine boyun eğerken aynı zamanda kendi içsel bütünlüğünü de korumalıdır.
Ahlâksal yaşamın bedeli vardır. Kierkegaard’a göre ahlâksal birey, çoğu zaman toplum tarafından anlaşılmaz, dışlanır ve yalnızlaştırılır. Çünkü toplumun büyük bir kısmı estetik yaşamı daha çekici bulur. Estetik bireyler sempatik ve kahramansı görünürken, ahlâksal bireyler katı, soğuk ve rahatsız edici olarak algılanır. Bu durum, ahlâksal yaşamın zorluğunu daha da artırır.
Kierkegaard, estetik yaşam ile ahlâksal yaşam arasındaki farkı “zorunluluk” ve “özgürlük” kavramları üzerinden açıklar. Estetik birey, zorunluluklar içinde gelişir; ahlâksal birey ise özgürlük yoluyla kendisini inşa eder. Bu özgürlük, sınırsız bir keyfiyet değil; bilinçli bir sorumluluk alma hâlidir.
Ahlâksal aşamada birey, kendi eylemlerini ilkelere dayandırır. Bu ilkeler, bireyin vicdanında şekillenir ve dışsal otoritelerden bağımsızdır. Kierkegaard’a göre gerçek ahlâk, bireyin içsel bir zorunlulukla iyi olanı seçmesidir. Başkalarının koyduğu kurallara körü körüne uymak, ahlâksal yaşam değildir; bu, yalnızca itaat biçimidir.
Bu nedenle Kierkegaard, düşünme ve tercih etme eylemini ahlâkın merkezine yerleştirir. Düşünmeyen ve tercih etmeyen birey, kendi varlığını başkalarına teslim eder. Böyle bir insan, ahlâksal bir özne olmaktan çıkar ve çevresinin ürünü hâline gelir. Ahlâksal yaşam, bireyin kendi kaderini üstlenmesiyle mümkündür.
Sonuç olarak bu makale, Kierkegaard’ın ahlâk felsefesinin bireyi merkeze alan varoluşsal bir ahlâk anlayışı sunduğunu göstermektedir. Ahlâk, hazır kurallar bütünü değil; bireyin kendini seçmesiyle başlayan bir yaşam mücadelesidir. Kierkegaard’a göre insan, ahlâksal yaşamı seçtiği ölçüde insan olur ve kendi varlığını anlamlı kılar.
Not: Makalenin tamamına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
Makaleyi İndir Academia Oku